Ignacio del Valle veya arkadaşlarının ona seslendiği adıyla Nacho,
Meksika’nın Atenco kasabasındaki direniş ile birlikte ülkenin en ‘ünlü’
çiftçisi haline geldi. Köylüler, topraklarını tehdit eden bir havaalanı
projesine karşı boyunlarında kırmızı fular, ellerinde palalar ile
devleti vazgeçirmeyi başardı. Ama mücadeleleri bununla sınırlı kalmadı.
Onlar hala merkeziyetçiliği karşı yerel iradeyi, neoliberal sömürüye
karşı emeği, kapitalist yıkıma karşı doğayı savunuyor.
Son durağı
Kürdistan olan bir uluslararası dayanışma gezisi kapsamında Almanya’ya
gelen Nacho ile Frankfurt’taki Otonom Yaşam ve Kültür Evi’nde görüştük.
Boynunda, her zamanın aksine kırmızı fular değil de sarı-yeşil-kırmızı
renkler vardı: “Özgürlük savaşında gözlerini yitirmiş bir kadın verdi
bana. Benim için bu fuları takmak bir onurdur.” Bilmeyenler belki
inanmaz yaşı ilerlemiş, kısa boylu bu insanın koca bir köylü direnişine
öncülük ettiğini. Ancak mücadeleci halklara has o sıcaklığı hissetmemek
nemümkün. FPDT (Toprağın Savunulması İçin Köyler Birliği) lideri Nacho
ile havaalanı projesine karşı direnişlerini ve Atenco halkının toplumsal
düzenini konuştuk.
Söyleşi/Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Söyleşi/Röportaj etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Haz 2013
9 Haz 2012
'Temel ölçü özgür basına yaklaşım'
“AKP, halkın haber alma hakkından müthiş
derecede rahatsız oluyor. Bir günde 48 gazetecinin gözaltına alınması,
ardından 35 kişinin aynı günde tutuklanması, Türkiye’de bir ilktir.
AKP’nin geldiği nokta bu. Ahmet Şık, Nedim Şener, Ragıp Zarakolu gibi
gazetecileri serbest bırakarak üzerindeki baskıyı azaltacağını sanıyor.
Ama hükümetin zihniyetinde değişen bir şey yok.”
| 105 gazetecinin cezaevinde bulunduğu Türkiye, dünya çapında en
fazla tutuklu gazetecinin olduğu ülkedir. Geçtiğimiz çarşamba günü
tutuklu gazetecilerin serbest bırakılması için “Tasmalı değil,
kelepçeliyiz” sloganı ile “Tanıklık Günleri” eylemlerine başlandı.
Tutuklu Gazetecilere Özgürlük Platformu öncülüğünde Haziran ayı boyunca
İstanbul Adalet Sarayı önünde her gün beş gazeteci için tanıklık
edecek. 2004’te kurulan Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) da Tutuklu Gazetecilere Özgürlük Platformu’nda yer alıp, gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tutuklanan basın emekçilerin durumuna dikkat çekiyor, bu konuyla ilgili çalışma yürütüyor. Biz de, Türkiye’de basın özgürlüğü konulu panellere katılmak üzere Rosa Luxemburg Vakfı ve Rote Hilfe derneği tarafından Almanya’ya davet edilen TGDP Sözcüsü Necati Abay ile AKP’nin bu alana müdahalelerini, tutuklu gazetecileri ve basın kuruluşlarının basın özgürlüğü savunuculuğunu konuştuk. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiçbir döneminde bu kadar tutuklu gazeteci yoktu. 100’den fazla gazetecinin şu an cezaevinde olmasının AKP politikası ile bağı nedir? AKP, halkın haber alma hakkından müthiş derecede rahatsız oluyor. Türkiye’de çok ciddi politik gündemler var; Kürt sorunu var, Alevi sorunu var, farklı sorunlar var. Bu |
21 Mar 2012
‘92 Cizre Newrozu milattır’
Kürt halkının kolektif hafızasında yer edinen Newroz’lardan biri de kuşkusuz 1992 yılındaki Cizre Newroz’udur. Devlet güçlerinin saldırıları sonucu o sene Cizre ve Şırnak’ta 57 insan öldü, yüzlercesi yaralandı. Cizre Newrozu böylece bir katliam ama aynı zamanda da serhildan olarak tarihe geçti. O serhildana giden süreci, Türk devlet güçlerinin 21 Mart 1992’deki saldırılarına karşı direnişi ve sonrasını, Cizre Newrozu’nun tanığından dinledik. Hatta tanık kelimesi biraz hafif kalır, Hasan Baykara ya da tanıdığımız ismiyle Weliyê Botî, 1992 yılında bizzat Cizre’deki Newroz koordinesinde yer aldı. Ayrıca HEP İlçe Başkanıydık. Katliamdan sonra ülkesini terkedip yurtdışına gelmek zorunda kaldı. Hala da Almanya’da yaşıyor. Cizre serhildanını, 20. yıldönümünde Ondan dinledik.
Newroz ve Cizre’den söz edildi mi, akıllara hemen 92 yılı gelir. İsterseniz o güne geçmeden, serhildana giden süreci anımsayalım.
1984’ten, yani Eruh ve Şemdinli’den sonra kırsalda barınamayan devlet taraftarları yoğun bir şekilde Cizre’ye göç etmeye başladı. O dönemde Cizre’deki yurtseverler olarak çarşıya çıkmaktan dahi korkardık. Selam versek bir bela, vermezsek akşam polis kapımızda. Sonra oranın sosyokültürel yapısı aniden değişmeye başladı. 1986-87’den sonra, özellikle de Silopi’de 6 köylünün öldürülmesinin ardından köylerdeki yurtseverler de ilçe merkezine göç etmeye başladı. Diyebilirim ki 1988’in başına kadar Mit’çiler, korucular, devlet adamları Cizre’de cirit atıyordu. Hatta bazıları ‘Ay yıldızlı bayrak sallanıncaya kadar Cizre’nin kralı benim’ diyordu. Gerçi sonra hepsini temizlediler.
Yurtsever köylülerin merkeze göçü ile birlikte Cizre kendi komitelerini kurmaya, örgütlenmeye başladı. Cizre böyle yurtsever bir konuma gelebildi. İlk Newroz ise 1990 yılında çok gizli bir şekilde, gruplar
Newroz ve Cizre’den söz edildi mi, akıllara hemen 92 yılı gelir. İsterseniz o güne geçmeden, serhildana giden süreci anımsayalım.
1984’ten, yani Eruh ve Şemdinli’den sonra kırsalda barınamayan devlet taraftarları yoğun bir şekilde Cizre’ye göç etmeye başladı. O dönemde Cizre’deki yurtseverler olarak çarşıya çıkmaktan dahi korkardık. Selam versek bir bela, vermezsek akşam polis kapımızda. Sonra oranın sosyokültürel yapısı aniden değişmeye başladı. 1986-87’den sonra, özellikle de Silopi’de 6 köylünün öldürülmesinin ardından köylerdeki yurtseverler de ilçe merkezine göç etmeye başladı. Diyebilirim ki 1988’in başına kadar Mit’çiler, korucular, devlet adamları Cizre’de cirit atıyordu. Hatta bazıları ‘Ay yıldızlı bayrak sallanıncaya kadar Cizre’nin kralı benim’ diyordu. Gerçi sonra hepsini temizlediler.
Yurtsever köylülerin merkeze göçü ile birlikte Cizre kendi komitelerini kurmaya, örgütlenmeye başladı. Cizre böyle yurtsever bir konuma gelebildi. İlk Newroz ise 1990 yılında çok gizli bir şekilde, gruplar
22 Tem 2011
'Öz Savunma Birlikleri katliamları önledi'
| Victor Steyn |
‘Temel başarı, gerçekle yüzleşmekti’
![]() |
| Mary Burton |
Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun 18 üyesinin tümü sıradışı bir biyografiye sahip iken, en dikkat çekici simalarından biri kuşkusuz Mary Burton’dur. Onun adı aslında Maria’dır ve Güney Afrikalı değil, Arjantinlidir. 1940 Buenos Aires doğumlu Burton, 21 yaşındayken darbelerle çalkalanmaya başlayan ülkesini terk edip bir başka darbenin yaşandığı Güney Afrika’da Apartheid rejiminin işlediği insanlık suçuna şahit olur. Çok geçmeden, 1955 yılında ağırlıkta orta sınıfına mensup beyaz kadınların kurmuş olduğu Black Sash (Siyah Kuşak) – Kadınların Anayasayı Savunma Ligi’ne katılır. Apartheid’e karşı barışçıl eylemlerle mücadele veren bu kadın örgütüne 1986-1990 yılları arasında başkanlık eden Burton, 30 yıldan fazla bir süre boyu kesintisiz bir şekilde farklı farklı platformlarda Apartheid’e karşı mücadele eder. Bu kimliğiyle Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’na seçilir. Mary Burton ile komisyonun başarılarını, eksikliklerini ve çıkarılabilecek dersleri konuştuk.
Essa Moosa: ‘Kürdistan’da yaşananlar bizimkine benziyor’
Güney Afrika’da Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu deneyimi - 4
"Mandela ile müzakere yürütüldüğü dönemde güvenlik güçleri bir Township’e saldırıp çok sayıda insanı katletti. Yine müzakere sürecinde çok sayıda aktivist tutuklanıp yargılandı. BDP’lilere karşı yürütülen ‘KCK operasyonları’ bana bunu anımsattı. Yani şu an Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan süreç, bizim yaşadığımız sürece çok benziyor."
"Mandela ile müzakere yürütüldüğü dönemde güvenlik güçleri bir Township’e saldırıp çok sayıda insanı katletti. Yine müzakere sürecinde çok sayıda aktivist tutuklanıp yargılandı. BDP’lilere karşı yürütülen ‘KCK operasyonları’ bana bunu anımsattı. Yani şu an Türkiye ve Kürdistan’da yaşanan süreç, bizim yaşadığımız sürece çok benziyor."
21 Tem 2011
‘Kürtlerin özerkliğini İngiltere engelledi’
Ortadoğu özellikle bir asırdan beri hep savaş alanı olarak anılmaktadır. Ortadoğu’dan ölüm haberlerinin gelmediği bir gün geçmezken, bu savaşların çoğunun çıkış noktaları iki dünya savaşı arasındaki dönemde gizlidir. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Batılı güçlerin Ortadoğu’da yürüttüğü ‘paylaşım savaşlarından’ en fazla etkilenen halkların başında da Kürtler gelmektedir. Zira ‘Büyük Kürdistan’a yönelik projelerin hayata geçirilmesine dair tartışmalar da o dönemde gündemleşmişti.
Özellikle Batılı güçlerin Mezopotamya’daki petrol politikaları konusunda uzman bir tarihçi olan Prof. Dr. Dietrich Eichholtz ile, o dönemin temel belgeleri olan Sykes-Picot, Sevr ve Lozan antlaşmalarını ve Kürtler üzerindeki etkilerini konuştuk.
Wallerstein: Demokratik Özerklik idealdir
Ünlü düşünür Immanuel Wallerstein, Demokratik Özerkliğin Türkiye’deki Kürt sorunu için en ideal çözüm olabileceğini söyledi.
Immanuel Wallerstein, Türk devlet modelinin miadını doldurduğunu belirterek, Kürt özerkliğinin gerçekleşmesi halinde üniter devletin sürdürülemeyeceğini söyledi. ‘Dünya Sistemler Teorisi’nin sahibi ABD’li bilim insanı ve düşünür Immanuel Wallerstein, Kürtlerin gündemindeki Demokratik Özerklik modeliyle ilgili gazetemizin sorularını yanıtladı. Wallerstein, bir ülke içindeki başlıca etnik grupların kültürel ve siyasal özerkliğini, bunu ciddi bir şekilde isteyip kendi nüfusları içinde de önemli bir desteğe sahip olması durumunda desteklediğini belirtti. Bu durumların tek tek analiz edilmesi gerektiğini vurgulayan ünlü sosyolog, “Türkiye somutunda bunun en uygun çözüm olabileceğini düşünüyorum” dedi.
Immanuel Wallerstein, Türk devlet modelinin miadını doldurduğunu belirterek, Kürt özerkliğinin gerçekleşmesi halinde üniter devletin sürdürülemeyeceğini söyledi. ‘Dünya Sistemler Teorisi’nin sahibi ABD’li bilim insanı ve düşünür Immanuel Wallerstein, Kürtlerin gündemindeki Demokratik Özerklik modeliyle ilgili gazetemizin sorularını yanıtladı. Wallerstein, bir ülke içindeki başlıca etnik grupların kültürel ve siyasal özerkliğini, bunu ciddi bir şekilde isteyip kendi nüfusları içinde de önemli bir desteğe sahip olması durumunda desteklediğini belirtti. Bu durumların tek tek analiz edilmesi gerektiğini vurgulayan ünlü sosyolog, “Türkiye somutunda bunun en uygun çözüm olabileceğini düşünüyorum” dedi.
İdamlar topluma mesajdır
Ali Ansari: İran’daki idamları, dünyanın diğer yerlerindeki idamlardan ayırmak gerekiyor. Çünkü idam burada tam bir güç göstergesidir. Topluma mesaj veriliyor: Statükoya, rejime itiraz etmeyeceksin.
İran’dan idam haberleri hız kesmeden gelmeye devam ediyor. En son PJAK üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Hüseyin Xizirî Urmiye cezaevinde gizlice idam edildi. Peki İran rejiminin bu acımasızlığı kaynağını nereden alıyor? İdamlarla neye ulaşmaya çalışıyor? Ve 2009 Haziran’ında yapılan resmi Cumhurbaşkanlık seçim sonuçlarını kabul etmeyip sokaklara dökülen insanların oluşturduğu Yeşil Hareket’in durumu nedir? Bu soruları, İran Demokratik Gençlik ve Öğrenci Örgütü’nden (ODYSI) Ali Ansari’ye sorduk. Güvenlik nedenleriyle Ansari’nin fotoğrafına yer veremiyoruz.
İran’dan idam haberleri hız kesmeden gelmeye devam ediyor. En son PJAK üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanan Hüseyin Xizirî Urmiye cezaevinde gizlice idam edildi. Peki İran rejiminin bu acımasızlığı kaynağını nereden alıyor? İdamlarla neye ulaşmaya çalışıyor? Ve 2009 Haziran’ında yapılan resmi Cumhurbaşkanlık seçim sonuçlarını kabul etmeyip sokaklara dökülen insanların oluşturduğu Yeşil Hareket’in durumu nedir? Bu soruları, İran Demokratik Gençlik ve Öğrenci Örgütü’nden (ODYSI) Ali Ansari’ye sorduk. Güvenlik nedenleriyle Ansari’nin fotoğrafına yer veremiyoruz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



