21 Oca 2012

Errenteria Belediye Başkanı Julen Mendoza Perez: Baskça hala azınlık dilidir

Bask Ülkesi’nde yeni dönem - 3


"Bask Özerk Bölgesi'nde iki resmi dil var, biri Baskça, öbürü İspanyolca. Ancak Baskça hala bir azınlık dili. Buradaki insanların sadece yüzde 30'u Baskça konuşabiliyor. Oysa nüfusun yüzde 55-60'ı Bask. Dolayısıyla bu da bir mücadele alanını oluşturuyor. Baskça'yı bir azınlık dili statüsünden çıkarmazsak, gelecekte yok olabilir de. Hala her şeye rağmen varlığı tümüyle güvence altına alınmış değil."

Jaizkibel dağından vadinin öbür tarafına bakarken, 70'li yıllarda hapis yatmış eski militan Joseba, parmaklarıyla bir zamanlar çok gencin düştüğü toprakları işaret ediyordu. Joseba'nın bir zamanlar, çantasında 'gizli' bildirilerle yaya geçtiği bu görünmez sınıra bakınca, aklıma ansızın Leonard Cohen'in 'The Partisan' şarkısının dizeleri düştü: "Bu sabah üç kişiydik, akşama tek kalan benim, fakat devam etmeliyim; bu sınırlar benim hapishanem".
Jaizkibel'in eteklerindeki Errenteria, üçe bölünen ülkenin büyük yarasının üstünde bir şehir. Donostia veya İspanyolca adıyla San Sebastian'a komşu 40 bin nüfuslu bu kentin belediyesi Mayıs ayında yapılan yerel seçimlerde 28 yıldan sonra İspanya Sosyalist Partisi'nden (PSOE) Bask sol ittifakı Bildu'ya geçti. Makamında ziyaret ettiğimiz 33 yaşındaki Belediye Başkanı - aynı zamanda avukat - Julen Mendoza Perez ile Bildu'nun yerel yönetimler politikasını, sol belediyeciliği ve iki dilliliği konuştuk.

22 Mayıs'ta yapılan yerel seçimlerde Bildu olarak büyük bir başarı kazandınız. Bunu nasıl sağladınız?
Önceki döneme göre çok daha fazla belediye kazandık fakat rakamları kıyaslamak bu durumda biraz zor, çünkü iki tamamen farklı durum söz konusu. 2007'deki yerel seçimlerde birçok yerde seçim listelerimiz yasaklanmıştı. Mayıs'taki seçimlere, Eusko Alkartasuna, Alternatiba ve bağımsızlardan oluşan çatı partisi Bildu olarak katıldık. Bu çatı partisi, Bask tarihinde bir ilki oluşturuyor. Bu seçimlerde Bildu çatısı altında büyük

başarılar elde ettik. Mesela bu şehirde PSOE'nin 28 yıllık iktidarını devirdik. Gipuzkoa eyaletinde hemen hemen bütün belediyeleri Bildu kazandı.

Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz?
Kuşkusuz birden fazla sebep vardır. Bugüne kadar sol yurtsever partiler arasında ciddi bir bölünme vardı. 2 yıl önce başlayan bir süreç var. Ülkenin geleceği ile ilgili perspektiflerimizi ortaklaştırmayı başardık. Farklı siyasi parti ve gruplarız, farklı geleneklerden geliyoruz, aramızda büyük farklar var. Ancak ortak bir paydada buluşabildik. Öbür yandan Abertzale Sol'un stratejisiyle ilgili alınan karar da büyük rol oynamıştır. ETA'nın silahlı mücadeleye son verme kararından önce sol içinde çok güçlü bir tartışma süreci yürütüldü.

Yerel yönetim anlayışı ve pratiği bakımından Bildu ile bu şehri daha önce 28 yıl boyunca yöneten PSOE arasında ne gibi farklar var?
Bu konuda çok önemli iki nokta var. Birincisi, biz bir sol koalisyonuz. PSOE ismen sol olabilir ama bu, solcu veya sosyalist olduğu anlamına gelmez. Bana göre bundan ziyade tipik bir Avrupa sosyal demokrat partidir. Kendi dönemimizde uygulamak istediğimiz bazı sol politikalar var. Fakat bunun yanı sıra temel bir fark var. Bizim amacımız, belediye meclisinde ve sahip olduğumuz idare mekanizmaları içinde halkı yönetmek değil. Bizim amacımız, giderek daha çok insanı yönetime dahil etmektir. Ve bu şekilde İspanya hükümetine karşı, kendi kaderini tayin hakkına saygı göstermesi için baskıyı yoğunlaştırmayı amaçlıyoruz.

Yurttaşların doğrudan katılımını sağlamak için ne gibi araçlara sahipsiniz?
Öncelikle iki ayrı alan var. Biri kurumsal alan, diğeri ise hareket. Çalışmalarımız şehir idaresiyle, kurumsal alanla sınırlı değil. Halk mobilizasyonu ve eylemleri de belediyecilik kapsamında ele alıyoruz. Bizi diğer partilerden ayıran bir nokta, yurttaşların yönetime katılımı ile ilgili. Örneğin eylül ayından bu yana semt toplantıları düzenliyoruz. Bu toplantılar bizim açımızdan çok önemli bir araç. İnsanlar orada hem sorunlarını hem ihtiyaçlarını hem de taleplerini, istemlerini dile getiriyor. Yurttaşları yönetime katan bir belediyecilik anlayışına sahibiz, bunu pratikleştirmek istiyoruz. Bir diğer nokta da, yurttaşları projelerimize dahil etmekle ilgili. Halk katılımının fikir belirtmekle sınırlı kalmasını istemiyoruz.
Bunu başarırsak, bir sonraki seçimde çok daha iyi sonuçlar elde ederiz ve dolayısıyla İspanyol hükümeti üzerinde daha fazla baskı da kurabiliriz. Şu an şehirlerde iktidardayız, Gipuzkoa eyaletinde birinci partiyiz. Bir sonraki seçimde Özerk Bask Bölgesi'nin diğer iki eyaletinde de birinci parti konumuna yükselebiliriz. Bu bizim açımızdan çok önemli. Çünkü o zaman güç ilişkileri de değişmiş olur, siyasi harita farklılaşır.

Bu şehrin temel sorunları ne?
İspanya genelinde bir kriz dönemi yaşanıyor. Errenteria, benzer büyüklükteki Bask şehirlerle kıyaslandığında daha erken sanayileşen bir kent. Fakat 1980'deki sanayi krizinden sonra durum değişti. Bu eyaletteki güçlü ekonomili şehirlerden biriydik. Şu an durumu en kötü olanlardan olmazsak da, ekonomimiz güçlü sayılmaz. Dolayısıyla yapılacak ilk işlerden biri, şehrin ekonomik geleceğine yönelik farklı bir bakış açısına ulaşıp, bunu geliştirmek. Donostia'ya çok yakınız. Bu konumdan da yararlanarak, eyaletin önemli bir şehrine dönüşebiliriz. En ciddi sorun, işsizlik. Sanırım buradaki işsizlik oranı diğer komşu kentlere oranla daha yüksek.

Sorunları tespit etmek için ne gibi araçlar veya yöntemler kullanıyorsunuz?
Başlangıç aşamasında herkese açık halk toplantıları düzenledik. Bunları hala devam ettiriyoruz. İki ay içinde bu toplantılarla 1500 yurttaşa ulaştık. Bu toplantılarda tek tek şehrin semtlerinde yaşanan sorunları, orada yaşayan insanlardan dinliyoruz. Bu şekilde şehrin gerçek fotoğrafını görebiliyoruz, daha çok bilgi sahibi olabiliyoruz. Eğer yurttaşlar düzenli bir şekilde bu tarz toplantılara katılıp, kendi görüş ve fikirlerini paylaşırsa, tartışırsa, o zaman şehrin daha iyi yönetilmesi de mümkün olur.

Şehrin erken sanayileştiğini söylediniz. Errenteria'nın merkezinde kocaman bir kağıt fabrikası var, önünde kirli bir kanal geçiyor. Kentte ne gibi ekolojik sorunlar var?



Doğrusu belediye meclisindeki diğer partilerle anlaşamadığımız bir alan da, ekolojik meseleler. Örneğin bu şehrin eski yönetimi ile eski eyalet yönetiminin hazırladığı, komşu kasabamız olan Passai'da kurulacak bir limanla ilgili bir proje var. Ekolojik açıdan bakıldığında korkunç bir proje. Bildu olarak projeye karşı mücadele ediyoruz.
Bir diğer proje de, bir çöp yakma alanı ile ilgili. Bu projeye de karşıyız. Bu gibi konularda ekolojik bakış açımızı üstün tutuyoruz ve bu da diğer siyasi partilerle sorun yaşamamıza sebep oluyor.

Belediye meclisinde hangi diğer partiler var?
Yeşiller Partisi var. Bir İspanya partisidir ama farklı bir felsefeye sahip. Bir sol partidir, Bask Ülkesi'nin kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Belediye meclisinde birlikte çalışıyoruz. Onun dışında PSOE, sağcı Halk Partisi ve Milliyetçi Bask Partisi var.

Belediye şu an hangi projeleri uygulamaya çalışıyor?

Kısa bir süre sonra, önümüzdeki 4 yıl için temel projelerimizi halka sunacağız. Bunu yaparken, 2025 yılına ilişkin şehir perspektifimizi esas alıyoruz. Doğrusu, önümüzdeki 4 yılı bu perspektifi geliştirmek için değerlendirmek istiyoruz. Elimizde hazır reçeteler yok. Fakat 2025 yılında Errenteria'nın gerek ekonomik, gerek kültürel, gerek siyasal, gerek sosyal vs. açılardan nerede durmasını istediğimizi ortak bir şekilde belirlemek istiyoruz. Dolayısıyla bir fikir geliştirme sürecindeyiz henüz.
Demin şehrimizin ekonomik sorunlarından söz ettim. Yapmak istediğimiz bir şey de, 2025 yılına kadarki süreyi kapsayacak bir ekonomi strateji geliştirmek. Aynısı diğer alanlar için de geçerli. Seçimlerden önce de bunu beyan etmiştik. Özgür iradeyi savunacağımıza, özerkliği geliştireceğimize dair seçmenlere söz vermiştik. Ve bu ilk dönemde büyük projeler uygulamayacağımızı, bu süreci proje geliştirme dönemi olarak ele alacağımızı belirtmiştik. Seçmenlerimiz bize oy vererek buna desteklerini de ortaya koydu. Ayrıca şu hususu da dikkate almak lazım: Şu an bir kriz yaşıyoruz. Mali kaynaklarımız oldukça sınırlı.

Bask özerkliğin 30 yılı aşan bir geçmişi var. Franco liderliğindeki diktatörlük yıllarında Bask dili yasaktı. O koşullar altında yerel yönetimde iki dilliliğe geçiş zor olsa gerek...
Bask Ülkesi toplamında 7 eyaletten oluşuyor. Dördü güneyde, üçü de kuzeyde. Kuzeyde, yani Fransa devlet sınırları içinde Baskça resmi dil statüsünde değil. Güneyde ise iki özerk bölge var. Biri, Bask Özerk Bölgesi. Diğeri Nafarroa (Navarra). Nafarroa'da bazı alanlarda Baskça resmi değil. Bask Özerk Bölgesi'nde iki resmi dil var, biri Baskça, öbürü İspanyolca. Ancak Baskça hala bir azınlık dili. Buradaki insanların sadece yüzde 30'u Baskça konuşabiliyor. Oysa nüfusun yüzde 55-60'ı Bask. Dolayısıyla bu da bir mücadele alanını oluşturuyor. Baskça'yı bir azınlık dili statüsünden çıkarmazsak, gelecekte yok olabilir de. Hala her şeye rağmen varlığı tümüyle güvence altına alınmış değil.
Dil konusu bir süreç işidir. İdari alanda hala tamamen iki dilli bir sisteme sahip değiliz. Hala işlerini görmek için İspanyolca bilmeni gerektiren yerler var, çünkü resmi kurumlarda çalışan insanların büyük bir kısmı Baskça bilmiyor. Bu konuda doğrusu son yıllarda yeterince çaba sarf etmedik. Örneğin Katalanlar bu konuda örnek alınmalı, Katalan dili için muhteşem işler yürüttüler.
Dolayısıyla Özerk Bask Bölgesi'nde kağıt üstünde iki dilli bir sistem olsa da, yaşamda iki dillilik sınırlı. Örneğin doğrudan merkezi hükümete bağlı kurumlar var, yurttaşların o kurumlara başvurmasını gerektiren sorunlar oluyor. Bask Bölgesi'ndeki temsilciliklerde Baskça konuşan memur hemen hemen yok.
Buradaki insanları hazırlamadığımız başka meseleler de var. Fakat nihayetinde Bask dilinin yaşamın bütün alanlarında etkin hale gelmesi bir süreç işidir. Mesela ben 1978 doğumluyum. Dolayısıyla tam da özerkliğin başladığı, Baskça üzerindeki yasakların kalktığı sene dünyaya gelip, iki dilli yetiştim. Ama annem ve babam Baskça bilmiyor çünkü çocukluklarında burada Baskça konuşmak mümkün değildi. Yani arada, Baskça bilmeyen bir kuşak var. Bu sorunlar zaman geçtikçe azalıyor. Mesela Baskça bilen doktorların sayısı giderek artıyor. Özerkliğin ilk yıllarında üniversitelerde Baskça ders verebilecek hoca yoktu ama ben bütün öğrenimimi Baskça gördüm. İşler değişiyor.



Doğrudan demokrasi: Sokak meclisleri

Errenteria'ya gelen herkesin ilk etapta dikkatini çektiği şeylerden biri, hemen merkezdeki kağıt fabrikasıdır. Güçlü sol mücadele geleneğinin sebebi, işçi (şimdi ise işsiz) kenti olması mıdır? Her nedense; Errenteria veya bir diğer adıyla Orereta bir bakımdan çok şanslı bir şehir. Neden mi? Anlatayım...

Bir akşam Mikelazulo isimli dernekte otururken zar zor İspanyolca anlaştığımız Txokolo, önüme epey ağır bir kitap koydu. Joxe Iriarte ve Luis Elberdin tarafından hazırlanan kitapta, şehrin 1976 - 1983 yılları arasında verdiği halk mücadelesi anlatılıyor. Bu süreç İspanya resmi tarihte 'geçiş dönemi', hatta 'demokratikleşme süreci' olarak isimlendiriliyor. Ancak Bask Ülkesi açısından o dönem 'Post-Franquismo' olarak adlandırılıyor.
'Herri borrokalari baten historia', yani 'İsyancı bir halkın tarihi' alt başlığını taşıyan kitapta onlarca fotoğraf ile birlikte o yıllarda yapılan gösterilerin İspanya devletinin silahlı güçlerinin saldırıların kronolojisi çıkarılmış. Gündemler, yürütülen tartışmalar, talepler, oluşan grup ve örgütlenmeler; hepsini bu kitapta bulmak mümkün. Keşke her şehrin bir de böyle bir kronolojisi olsaydı.
Kitabın sayfalarını karıştırırken en fazla dikkatimi çeken bölüm, 'Asambleas de Pueblo', yani 'Halk Meclisleri' tarihini ele alandır. Onlarca fotoğrafta, Errenteria Belediyesi ile Kilise arasındaki meydanda toplanmış yüzlerce, hatta binlerce insan görünüyor. Altyazılardan öğreniyorum ki, durum değerlendirmeleri yapılıyor, öneriler sunuluyor, kararlar alınıyor. Konuşmak isteyen, kilisenin basamaklarına çıkıp kalabalığa hitap ediyor. Ve o fotoğraflardaki yüzlerden bazılarının tanıdık olması, Errenteria'daki günlerimizi paylaşan dostların olması ayrı bir anlam taşıyor.
1977 yılına ait fotoğraflar, bir doğrudan demokrasi örneğini belgeliyor. En dikkatimi çeken nokta ise, bu toplantıların açık alanda yapılmış olmasıdır. Açık alan, herkese açık olandır. Hani kapalı bir mekanda yapılmış olsaydı bu halk meclisi toplantıları, eminim bu denli çok kişi katılmış olmazdı. Ama böyle olunca o meydandan geçen herkes haberdar olduğu gibi, devlete de muazzam bir mesaj verilmiş oluyor. Çünkü halk gücü ortadadır, görünürdür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder